Anasayfa / Köşe Yazıları / YÜZÜKLERİN EFENDİSİ : ÖLÜM VE ÖLÜMSÜZLÜK ÜZERİNE

YÜZÜKLERİN EFENDİSİ : ÖLÜM VE ÖLÜMSÜZLÜK ÜZERİNE

YÜZÜKLERİN EFENDİSİ : ÖLÜM VE ÖLÜMSÜZLÜK ÜZERİNE

2001-2003 yıllarında çekilen lise zamanıma denk gelen Yüzüklerin Efendisi serisi hiç mi hiç ilgimi çekmemişti. Genelde tercihim normal insanların başına gelen olağanüstü maceraların işlendiği kurgular olur. Olağanüstü karakterlerin maceralarının işlendiği kurgular pek ilgimi çekmezdi. Peki yıllardır hiç ilgimi çekmeyen Yüzüklerin Efendisi ne oldu da ilgimi çekti? Başka bir bilim kurgu yazarı olan Ursula K. Le Guin’in Kadınlar Rüyalar Ejderhalar kitabında geçen şu bölüm diyebilirim.

 “bilge Tolkien Frodo’yu Frodo, Sam, Smeagol olarak dörde hatta Bilbo’yu da sayarak beşe bölüyor. (…) mücadelesinin sonunda, en sonunda yenilen ve arayışını  ölümcül düşmanı, aynı zamanda kandaşı, kardeşi aslında Gollum’un tamamlamasına razı olmak zorunda kalan kırılgan, sınırlı ve ne yapacağı önceden belli olmayan bir kahramandır.”

Yaşadığımız bilim kurgudan farksız şu günlerde pamuk ipliğine bağlı hayatlarımızda ölüm sayılardan ibaret bir olguya dönüştü. Sevdiklerimizin, tanıdıklarımızın, yakınlarımızın ölümlerine tanık oluyoruz. En vazgeçemediklerimizi bile öldüklerinde toprağa vermekten başka çaremiz yok. Dokunduğumuz, konuştuğumuz, sevdiğimiz bir insanı toprağa verdikten sonra hayata devam etmek, hayatı kabullenmekten başka bir yol kalmıyor. Peki ölümsüzlüğün bir yolu olsa ne olurdu? Yüzüklerin Efendisi’ne konu yüzüğün özelliği ona sahip olanın görünmez olabilmesi ve yüzüğe sahip olduğu sürece yaşamasıdır. Ancak kitaptan uyarlanan film bu yüzüğün yok edilmesi ve kötü güçlerin eline geçmesinin engellenmesi için iyilerin amansız bir mücadelesini işliyor. Peki bu yüzük ile güç sahibi olmak, ölümsüz olmak varken neden yüzüğü yok etmek için mücadele ediliyor?

‘Eğer ölüm kaçınılmaz olmasaydı insan bütün yaşamını ondan uzak durmaya adayacaktı. Hiçbir tehlikeyi göze almayacak, hiçbir girişimde bulunmayacak, yeni bir şey yapmayacaktı. Yaşam sürekli bir uyuşukluk olacaktı.” (Amin Maalouf – Afrikalı Leo)

Film boyunca yüzüğün güç ve ölümsüzlük etkisi bazı karakterleri etkisi altına alır. Yüzüğün etkisine kapılan karakterler ya bir bela ya da ölümle tanışırlar. Yüzük kimdeyse sanki kendi hayatı yok olup vücudu yüzüğün oluyor. Yüzüğe sahip olanın tek odağı oluyor; O da ne olursa olsun yüzüğe sahip olmak. Yukarıda alıntıda olduğu sonsuz bir yaşam sonsuz bir uyuşukluk olurdu belki.

Gandalf : Ölüm ve kıyamet dağıtmak için fazla hevesli olma. Bilgeler bile bütün sonları göremez. Kalbim bu iş tamamlanmadan Gollum’un iyi ya da kötü hala bir rolü olduğunu söylüyor. Bilbo’nun merhameti pek çoklarının kaderini belirleyebilir.

Frodo: Keşke yüzük bana hiç gelmeseydi.

Gandalf : Böyle anları gören herkes öyle der ama karar onlara bırakılmamıştır. Karar vermemiz gereken, bize verilen zamanda ne yapacağımızdır. Bu dünyada kötülüğün iradesi dışında başka güçler de var. Bilbo’nun yüzüğü bulması gerekiyordu. Dolayısıyla, senin de onu taşıman.

Benim açımdan filmin sona ana kadar en ilginç ve en iyi karakteri Gollum’du. Gollum, Sam karakterinin tabiriyle yılışık ve leş olmanın yanı sıra yüzüğe karşı hiç vazgeçmediği sahip olma hırsı, kendi iç mücadelesi, zaafları, zaman zaman iyi olması ile ne zaman ne yapacağı belirsiz bir karakterdir. Frodo karakteri ise iradesi güçlü karakter olarak yüzüğü taşıma görevini alıyor. Ancak yüzük onun iradesini de etkiliyor. Gerek Frodo’nun yüzüğün etkisinde kaldığı durumlar gerek Gandalf gibi güçlü bir karakterin yüzüğü taşımaktan uzak durması ne kadar irade güçlü olursa olsun gücün ve ölümsüzlük isteğinin baştan çıkarıcılığını ve karşı konulamazlığını gösteriyor. 500 yıl yüzüğü taşıyan Gollum’un tüm değişkenliğine rağmen sonunda hırsının esiri olduğu da gücün ve ölümsüzlüğün vazgeçilmezliğini anlamamızı sağlıyor.

“Raskolnikov uzaklaşırken düşünüyordu:
“Nerede okumuştum… Ölüm cezasına çarptırılmış biri sehpaya çıkmadan bir saat önce söyle söylüyor ya da düşünüyordu. -Yüksek bir yerde, bir kayanın üzerinde ancak iki ayağımı koyabileceğim kadar daracık bir yerde yaşayacak olsaydım,dört bir yanım uçurumlarla, okyanuslarla çevrili olsaydı, fırtınalar, zifiri karanlık olsaydı her yanım, kimsecikler olmasaydı yanımda, o daracık yerde öylece bir ömür, binlerce yıl, sonsuza dek yasamak isterdim! Yaşayabilsem, yalnızca yaşayabilsem, yaşayabilsem! Nasıl olursa olsun, yaşasam! Ne yaman bir gerçek! Tanrım, ne yüce bir gerçek bu! Ne alçak bir yaratık şu insanoğlu. Raskolnikov bir dakika sonra “İnsana bu yüzden alçak diyende alçaktır” diyerek sözlerini bitirdi ” (Dostoyevski – Suç ve Ceza)

 

Yüzüklerin Efendisi üç serilik filmin sonunda iyilerin zaferi ile sona eriyor. Ancak şunu da belirtelim zafer, iyi olmanın değil iyilerin mücadele azminin, değişen ve zor koşullara adapte olabilme kabiliyetlerinin neticesidir. Çok iyi bilinmeli ki iyi olmak kazanmak için mücadeleden muaf olmayı sağlamıyor.

“Eski bir yaşamın ipleri nasıl tutulur? Geri dönüş olmadığını bütün kalbinle anlamaya başladığında nasıl devam edebilirsin? Zamanın tamir edemeyeceği derinlere kök salmış bazı acılar vardır.” (Yüzüklerin Efendisi – Kralın Dönüşü)

Peki buraya kadar geldik şu iki soruyu soralım; Ölümsüzlük/Ölmemek tercihi mümkün olsaydı ölümsüzlüğü seçer miydiniz? Soruyu tersten soralım; Doğmak ya da hiç doğmamak tercihi mümkün olsaydı tercihiniz ne olurdu? Sorunun biri sonsuz bir ölmemek diğeri sonsuz bir doğmamak üzerine. Kim bilir belki bu iki soru bir bilim kurgu konusunun çıkış noktası olur.

Hakkında Av. Rıdvan Yıldız

11 Şubat 1988 tarihinde Bartın'da doğdum. Bartın Anadolu Öğretmen Lisesi'nde bitirdikten sonra lisans eğitimimi İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nde tamamladım. 2012 yılından bu yana İstanbul Barosu'na bağlı olarak avukatlık mesleğini icra etmekteyim. Aynı zamanda Tüketici Sorunları Derneği'nin 1 yıl Genel Başkanlığı'nı yürütmekle hali hazırda Genç Irade Derneği Genel Başkan Yardımcısıyım.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*