Anasayfa / Köşe Yazıları / “Yitirilmiş Renkler ve Yüzlerinde Yeryüzü”

“Yitirilmiş Renkler ve Yüzlerinde Yeryüzü”

“Yitirilmiş Renkler ve Yüzlerinde Yeryüzü”

Ne güzel bir cümle değil mi?

Şu kısacık hayatta yitirip gittiğimiz her şeyin bir rengi ve yüzü var. Bakıp gördüğümüz dokunup hissettiğimiz herşeyin bir anlamı var.

İşte o anlam dünyasında neden fotoğrafı bu kadar seviyorsun dediklerinde verdiğim anlamlı cevap yukarı da ki başlıktan ibaret…

Bugün, bana hep ilham olmuş ve her zaman da ilham olacak olan dünyanın en iyi 7 fotoğrafçısı olarak tanınan Ara Güler’i kaybettik…

Hayatı  öyle doluydu ki;

Amerikan Dergi Fotoğrafçıları Derneğine kabul edilen tek Türk’tü.

Almanya’da çok az fotoğrafçıya verilen “Master of Leica” ünvanını kazanandı.

İsviçre’de çıkan Camera dergisinde kendisine özel bir sayı ayrılandı.

Japonya’da çıkan “Photography of the World” antolojisinde Richard Avedon ile birlikte bir dizi fotoğrafı yayınlanandı.

Kanada’da açılan “İnsanların Dünyasına Bakışlar” sergisinde, 1968’de New York Modern Sanatlar Galerisi’nde düzenlenen “Renkli Fotoğrafğın On Ustası” adlı sergide; aynı yıl Almanya’da, Köln’de Fotokina Fuarı’nda yapıtları sergilenendi.

Sanat ve sanat tarihi konularındaki fotoğrafları ABD’de Time-Life, Horizon ve Nesweek kitap bölümlerince ve İsviçre’de Skira Yayınevi tarafından kullanılandı.

Picasso’nun 90. yaş günü için yayımlanan “Picasso Metamorphose et unite” adlı kitap için Picasso’nun foto-röportajını yapandı.

Davet edildiği ABD’de  birçok ünlü Amerikalının fotoğraflarını çektikten sonra “Yaratıcı Amerikalılar” adlı sergisini dünyanın birçok kentinde sergilenendi.

Ismet Inönü, Winston Churchill, Indira Gandi, John Berger, Bertrand Russel, Bill Brandt, Alfred Hitchcock, Ansel Adams, Imogen Cunningham, Salvador Dali, Picasso gibi birçok ünlü kişi ile röportajlar yapan ve fotoğraflarını çekendi.

“Yaşam, size verilmiş boş bir filmdir. Her karesini mükemmel bir biçimde doldurmaya çalışın.” Diyerek gitti.

“En iyi makina en iyi fotografı çekseydi en iyi daktiloya sahip olan da en iyi romanı yazardı.” Diyerek gitti.

“Yaşamı çekerim. Ben insanın derdiyle uğraşan adamım. İnsanın hayatını ve dertlerini çekerim.” Diyerek gitti.

“Sanat olmasına lüzum yoktur fotoğrafın. Fotoğraf tarih olayıdır. Tarihi zapt ediyorsun, bir makine ile tarihi durduruyorsun.” Diyerek gitti.

“Fotoğraf daha çok şey anlatıyor çünkü. Bir yazar sandaldaki adamı anlatır. Fotoğraf ise insanlara sandaldaki adamın arkasındaki bulutu da gösterir.” Diyerek gitti…

O en eski İstanbul’u halen yaşatıp geçti.

90 yılını bir kareye sığdırıp geçti…

Bu dünyadan bir efsane fotoğrafçı geçti.

Hemde öyle bir geçti ki bütün anıları bize miras bırakıp geçti…

Hakkında Ümit Yıldırım

Ümit Yıldırım
1987 Ankara doğumluyum. İnsan Kaynakları alanında çalışmaktayım. Öz geçmişimle değil, öz geleceğimle ilgiliyim. Edebiyat ve kitap aşığıyım. "Kendi gerçeğimizi kendi kelimelerimizle anlayıp anlatmak, her namuslu yazarın vicdan borcudur" diyen Cemil Meriç'in izindeyim. Mevlana değilim ama bir Şems arar dururum. Kalem ile kelamı bir tutup insan-ı kåmil olma yolunda bir zerreyim. Türkiye Yazarlar Birliği Yazar Okulu mezunuyum. Edebiyatı sevdiğim kadar Felsefe ve Psikolojiyi de baş tacı ederim. Aristo'nun devletinde yaşarken Kemal Sayar'ın psikolojik çözümlemelerinde bulurum kendimi. Çok okuyan mı çok gezen mi bilir diye sormam okur-gezer-yazarım. Sık sık yurtdışına eğitimlere giderim. Bana anlatırlarsa unuturum, gösterirlerse hatırlarım, işin içine dahil ederlerse öğrenirim. Hayat denen bu mülakatta bir kitap yazmak için geldim. Kabımdan taşan kelimeleri hizaya dizmek için aldım kalemi elime. Kelam ve muhabbet ile çıktım yola. Yanımda mısralarım bir kağıt bir kalem...

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*