Anasayfa / Köşe Yazıları / Üçgenin İçindeki Adam “PASCAL”

Üçgenin İçindeki Adam “PASCAL”

Üçgenin İçindeki Adam “PASCAL”

Hayat… Okunmayı bekleyen bir kitap gibi. Arka kapağında sonu bilinmemiş sonsuz bir özet, noktası çoktan konulmuş, altı defalarca cizilmiş, yazarı hiç bilinmemiş. “Oku !” denilmiş okunmuş…

İşte o hayatın çemberinden geçmiş ihtimaller üzerine yaşamış bir çocuk düşünün. Üç yaşında annesini kaybetmiş, bütün gücüyle babasına ve ilmine sarılmış bir çocuk… Bir çocuk düşünün daha oniki yaşında Latince ve Yunancayı ana dili gibi öğrenen. Bir çocuk düşünün, yardım görmeden geometri okumadan bir üçgenin iç açılarının toplamının 180 derece olduğunu kanıtlayan. Bir çocuk düşünün daha ondört yaşında Fransız İlimler Akademisi’nin ilmi tartışmalarına kabul edilen… Bir çocuk düşünün onaltı yaşında hiperbolün elips parabolün aynı dairenin projeksüyonları olarak kronik kesitlerle ilgili bir kitap yazarak Descartes’i şaşkına çeviren. Bir çocuk düşünün, onsekiz yaşında yeryüzünün ilk mekanik hesap makinesini icat ediyor. Yirmiüç yaşında henüz ispatlanamayan atmosferin varlığını deney yoluyla kanıtlıyor. Yirmidört yaşında vakum, hava basıncı ve statiği konularında ki çalışmalarını iki kitapta topluyor ve akışkanlar mekaniğine dair kendi adıyla anılan yasayı buluyor. Otuz yaşındayken çağdaş olasılık kuramının temelini atıyor. Bu çocuğun adı PASCAL…

Meşhur dik açıların toplamının 180 derece olduğunu ispatlayan bu çocuk büyükçe hem inancı hem kelimeleri de büyüyordu. Şöyle diyordu Pascal ; “Sebeplerin varacağı son noktanın ötesinde çok şey vardır. İnsan arzu ve istekleriyle doludur ve ancak bunları eksiksiz verebilecek olana susamıştır. Biz gerçekleri sadece sebeplerle değil, kalple de bulmalıyız.” “Kalbin kendine has nedenleri vardır ki, akıl hiçbir zaman anlayamaz … Gerçekleri kalple söylemek ne kadar da güzel değil mi? Öyle gerçekler vardır ki dil cesaret edemez onu söylemeye ve dilin söyleyemediğini gönül söylüyor Pascal’a.

Pascal otuzdokuz yaşında vefat ettiğinde elbisesinin içine dikilmiş bir kağıt bulunur. Şöyle yazıyordur o kağıtta;  “Filozofların ve bilginlerin bulduğu Tanrı’yı değil, Peygamberlerin bildirdiği Tanrı’yı istiyorum.”… O istediği Tanrı’ya kalbinin söylediği bu cümleyle veda eder Pascal.

O gün bugündür üçgenin iç açıları toplamı hala 180…

Ümit Yıldırım

Hakkında Ümit Yıldırım

Ümit Yıldırım
1987 Ankara doğumluyum. İnsan Kaynakları alanında çalışmaktayım. Öz geçmişimle değil, öz geleceğimle ilgiliyim. Edebiyat ve kitap aşığıyım. "Kendi gerçeğimizi kendi kelimelerimizle anlayıp anlatmak, her namuslu yazarın vicdan borcudur" diyen Cemil Meriç'in izindeyim. Mevlana değilim ama bir Şems arar dururum. Kalem ile kelamı bir tutup insan-ı kåmil olma yolunda bir zerreyim. Türkiye Yazarlar Birliği Yazar Okulu mezunuyum. Edebiyatı sevdiğim kadar Felsefe ve Psikolojiyi de baş tacı ederim. Aristo'nun devletinde yaşarken Kemal Sayar'ın psikolojik çözümlemelerinde bulurum kendimi. Çok okuyan mı çok gezen mi bilir diye sormam okur-gezer-yazarım. Sık sık yurtdışına eğitimlere giderim. Bana anlatırlarsa unuturum, gösterirlerse hatırlarım, işin içine dahil ederlerse öğrenirim. Hayat denen bu mülakatta bir kitap yazmak için geldim. Kabımdan taşan kelimeleri hizaya dizmek için aldım kalemi elime. Kelam ve muhabbet ile çıktım yola. Yanımda mısralarım bir kağıt bir kalem...

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*