Anasayfa / Köşe Yazıları / Türkiye’de Tüketim Patolojisi ve Milli Servet Sorunu

Türkiye’de Tüketim Patolojisi ve Milli Servet Sorunu

Türkiye’de Tüketim Patolojisi ve Milli Servet Sorunu

Yıllar önce bir yazımda Türkiye’de her kurumun kendi başına devletçik gibi hareket ettiğini ve ciddi bir koordinasyon sorunu olduğunu yazmıştım. Aslında bu durum sadece devlet kurumlarının değil ülkemizin temelinde yaşanan bir sorun. Bugün ekonomi yorumlayanlara baktığımda dolar/euro düşer mi çıkar mı diye toto oynayanları ya da Batı’dan teknolojik gelişmeleri örnek verenler dışında bir fark göremiyorum. Ekonomi dışında hukukçu sadece yasalara, müteahhit inşaata, psikolog kendi alanına, iş adamları kar marjına odaklanmış ve her soruna kendi alanından çözüm gösteriyor. Yani elinde çekiç olan her şeyi çivi olarak görüyor. Türkiye, kendi öz yapısına yabancılaştıkça her alanda yapısal sorunlarda beraberinde geliyor. Türkiye’de tüketim tamamen pozitivist anlayışın hakim olması ve bu yaklaşımla yetişen nesiller nedeniyle tam bir patoloji haline geldi diyebilirim. Örneğin,  ekmeğin bugün fiyatı 1.25 TL. Peki Türkiye’nin inanç ve kültürünü bir bütün olarak göz önüne aldığımızda ekmeği sadece 1.25 TL’den satılan bir ürün olarak görmemiz mümkün mü? Tabii ki hayır. Kültürümüzde ekmeğe karşı kutsal bir bakış varken yıllık 1,5 milyar TL ekmek israfını nasıl açıklarız? Ne yazık ki pozitivist ve şekilci eğitimle yetişen nesiller emeğin değerini sadece fiyat olarak algılamaktadır.

Milli Servet Bilinci Nasıl Şekillenir?

Geçtiğimiz günlerde Zonguldak’ın Kilimli ilçesinde yerin metrelerce altındaki işlerinden çıkarak evlerine gitmek isteyen maden işçileri, kömür karası kıyafetleri nedeniyle ‘koltuklar kirlenmesin’ diye ayakta seyahat ettiği haberini medya ve sosyal medyadan gördük. Çoğunun belki de parlak bir eğitim hayatı olmayan bu elmas yürekli insanları koltuklar kirlenmesin diye ayakta seyahat ettiren neydi? Elbette ki  bu milli servet bilinci. Eğitimle yeni nesillere yerleştiremediğimiz milli servet bilinci bu insanlarda nasıl yeşerdi diye sorarsak kendi öz benliğimizi orada bulacağımıza emin olabilirsiniz. Peki, insanın her durumda kendi çıkarına hareket edeceği varsayımı üzerine kurulu Batı’nın ekonomik anlayışı ile milli servet bilincini örtüştürmemiz mümkün mü? Hukuk düzenimizde yoğun etkilerini gördüğümüz Roma Hukuku’nda mülkiyet hakkına sahip kişi (malik) mülkiyetinde olan nesneyi kullanma, başkalarına devretme, tahrip etme, nesnenin ürünlerinden yararlanma yetkisine sahiptir. Bu hak gereği örneğin sahip olduğu bir malı keyfi olarak yok etmek yasal olmakla Türk kültür ve inanç yapısıyla örtüşmesi mümkün değildir. İktisadi anlamda Türkiye kendi öz ekonomik yapısını ele aldığında gelir dağılımdaki adaletsizliği çözebilecektir. Türkiye, adil ve halkın memnun olacağı bölüşüm ve üretimin işlemesi noktasındaki sorunun çözümünü Batı’da bulamaz. Batı’dan bilimsel çalışma metotlarını almak ayrı, kendi yapımıza uygun sistem kurmak ayrı şeydir. Çözümler ihtiyaçlardan doğar ancak Türkiye en temel problem olarak ihtiyaçlarını tespit edebilmiş değildir. Dolayısıyla ihtiyaçların somut olarak tespit edilemediği durumda çözüm bulmakta mümkün olmamaktadır. Bunun yanı sıra doğru davranış için herkesin sistemin tam anlamıyla düzeltilmesini beklediği, mevcut düzen gereği herkesin kendi yanlışını meşrulaştırdığı bir yaklaşım var. Aslında herkesin durum, düzen, sistem ne olursa olsun doğru olanı yapmakla ve dürüst davranmakla mükellef olduğu bilincini geliştirmek pek çok problemi çözecektir. “Komşusu açken, tok yatan bizden değildir.” Hadis-i Şerif’i var iken herkes yoksulluk ve yoksunluğun bitmesi için bir yerlerden çözüm beklemektedir. Paylaşım kültürü ve bilinci bizi millet yapacak ve ileriye taşıyacak olan yaklaşımdır. Ancak Batı’nın insanı sevmeden insanlığı seven anlayışıyla sosyal adalet tesis etmeye çalışırsak bir arpa boyu yol alamayız.

Tüketim Patolojisi

Çocukluk dönemimde bir şampuan reklamı vardı. “Siz hala saç kremi mi kullanıyorsunuz? Ben yıkıyorum, çıkıyorum.” Şeklinde bir sloganı vardı. Reklamla beni hiç ihtiyacım olmayan ve hiçbir zaman kullanmadığım saç kremi külfetinden kurtarmayı vaat ediyordu. Tüketim, medeniyet ve uygarlıkla eşdeğer anılmaya ve anlaşılmaya başlamasıyla bir tüketim patolojisi baş gösterdi diyebiliriz. Özellikle yeni nesil kimin ne kadar tükettiği (yani ne kadar evi, arabası, parası var) noktasına odaklanmaktadır. Toplumda bireyin neye sahip olduğu, özünde ne olduğundan daha fazla önemsendiğinde çürüme başlıyor. Kırk yıl sırtında odun taşıyan Yunus Emre hikayesini çoğu insan bilir. Türkiye’de günümüz anlayışıyla ve yeni nesillere verilen eğitim değerlendirildiğinde Yunus Emre gibi unutulmaz bir değerimiz “enayi” gibi görülecektir. Türkiye’de her sorunu maddi algılayanlar şunu da unutmamalıdır; insanların karnını isterseniz patlayana kadar doyurun manevi olarak doyum sağlanmazsa toplumun çöküşü engellenemez. Tüketim kıyası, yani kendi kazancını, kendi tüketimini başkaları ile kıyaslayan yeni nesiller, nitelikli bireyler olmaktan çok bir şeylere sahip olmayı amaç edinmektedir. Kendi ihtiyacını değil de tüketimi amaç haline getiren bir toplum yapısında tüketim patolojisi de kaçınılmaz olmaktadır. Küreselleşmenin yanlış yorumlanması  ile birlikte yerel değer ve anlayışlarımızın kaybedilmesi toplumsal çatışma ve kavgaları getirmektedir. Türk kültüründeki millete adanmışlık, Batı kültüründeki bireysel çıkarını gözetme ile adeta takas edilmiştir.

“Dinde Zorlama Yoktur”

Son zamanlarda özellikle toplumda tepkiyle karşılanacak farklı yaşam tarzlarını incitecek sert söylemler görmekteyiz. İslam’ın en temel yaklaşımlarından biri “Dinde zorlama yoktur.” yaklaşımıdır. Yine bir atasözümüz der ki “Zorla güzellik olmaz.” Yüce Allah, insanlara günah ve sevabı seçmede özgür irade vermiş iken İslam’ı anlatmak adına hakarete varan söylemlerin İslam dini ile bağdaştığını düşünmüyorum. İslamiyet’in, her şeyden önce insaniyet dini olduğu unutulmamalıdır.

Hakkında Av. Rıdvan Yıldız

Av. Rıdvan Yıldız

11 Şubat 1988 tarihinde Bartın’da doğdum. Bartın Anadolu Öğretmen Lisesi’nde bitirdikten sonra lisans eğitimimi İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde tamamladım. 2012 yılından bu yana İstanbul Barosu’na bağlı olarak avukatlık mesleğini icra etmekteyim. Aynı zamanda Tüketici Sorunları Derneği’nin 1 yıl Genel Başkanlığı’nı yürütmekle hali hazırda Genç Irade Derneği Genel Başkan Yardımcısıyım.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*