Anasayfa / Köşe Yazıları / SATILMIŞ GÜL

SATILMIŞ GÜL

SATILMIŞ GÜL
Binlerce gül satıldı kokusu olmayan. Milyonlarca aşık vardı sevgi alameti olmayan ve birbirlerini sevmeyen. Ruhları ruhlarına dokunmasa da el ele göz gözeydiler. Bakmayın dudaklarının “seni seviyorum” diyerek kıpırdadığına. Sevdiğinden değil, söyleyecek başka söz bulamadığındandı sözleri. Gözüyle seveni gönlüyle sevenden ayıramıyordu sevgili. Belki de şairin dediği gibi; “Herkesin seviyormuş gibi yaptığı, ancak sevginin ne olduğunu pek az kimsenin bildiği bir zamanda yaşıyoruz”…

Birde yandıklarından söz ediyorlardı yanmanın ne olduğunu bilmeden. Yandıklarının alameti olarak şarkıları şahit tutuyorlardı. “Senin için ölürüm” demelerinin sebebi sevgiyi yaşatamadıklarındandı.  Yağmuru seviyorlardı yıldırımı değil. Kıvılcımlar eritiyordu aralarında ki buzları. “Alevine mumun bile güldüğü ateşe ateş demezler” diyordu şair. Erimek bu kadar olmamalıydı ateş karşısında…

Nerede, “Yar ! deyince kalemi elden düşen sevgililer? Nerede sevgiden başka gözleri  görmeyen aklı şaşanlar? Artık lambada titreyen alev üşümüyor. Aşk kağıda yazılmıyor.. Mihriban diyecek sevgili mi kaldı şimdi? Ticaret çobanlarının peşine takılmış yılda bir gün aynı vadide buluşuyorlardı sevgililer. Hava soğuk, birbirlerine sokulmaları da ısıtmayacak onları. Mutlu etmeyecek aynı yağmurun altında ıslanmaları, bir mektupta yazmayacaklar birbirlerine.
Bir gün bile uykuları kaçmış mıdır sevgileri için desem itiraz edip ne uykusuz geceler geçirdik diyeceklerdir. Uyumadıklarını yıldızlara şahit tutsalar inanırım da sevgilileri için uykusuz kaldıklarına inanmam. Kendileri için uykusuz kamışlardır itiraf edemezler bilirim. Oysa ne güzel demiş Mevlana; “ Kendi heva ve hevesine uydun rahatını düşündün binlerce gece uyudun. Ne olur bir gececikte sevgilinin hatrı için uyuma !”
Bizi değiştirmeliydi sevgili. Öyle bir değiştirmeliydi ki “Ben bensiz geleyim sen sensiz gel “ diyebilmeliydi. Çıkarsız olmalıydı. İncelik taşımalıydı sözlerinde “Aşk beni arif etti, inceltti zarif etti. Ben ki bilmezdim aşkı, aşk beni tarif etti,” dalgası sahilime ulaştığında anladım ki yontmazsa bu dalga kayalarımı, şekli değişmeyecek haritamın. Aşk beni tarif edemeyecek. Deniz kuşları uğramayacaklar bu yüzden kıyılarıma. Oysa ben haritalarını şişelerin içine koyup denize fırlatan, pusulalarını dalgaların üzerinde yassı taşlar gibi sektiren kaptanların hikayeleriyle büyümüştüm. Selameti kıyıda değil ufukta arayan bu gözü pek denizciler kaybolmaktan korkmuyorlardı. Bulunmaktı korkuları.

Sevgiline benzettiğin her şeyi severek hiçbir şeye benzemediğini unutuyorsun onun.

Bir sevgililer günü daha geride kaldı. Kalbin resmi kalbe ne kadar benziyorsa o kadar benziyordu sevgililer sevgiliye. Hem bu kadar çok sevgili var da dünyanın manzarası neden değişmiyor?…
Bir gül daha satıldı bugün kokusu olmayan…

Hakkında Ümit Yıldırım

Ümit Yıldırım
1987 Ankara doğumluyum. İnsan Kaynakları alanında çalışmaktayım. Öz geçmişimle değil, öz geleceğimle ilgiliyim. Edebiyat ve kitap aşığıyım. "Kendi gerçeğimizi kendi kelimelerimizle anlayıp anlatmak, her namuslu yazarın vicdan borcudur" diyen Cemil Meriç'in izindeyim. Mevlana değilim ama bir Şems arar dururum. Kalem ile kelamı bir tutup insan-ı kåmil olma yolunda bir zerreyim. Türkiye Yazarlar Birliği Yazar Okulu mezunuyum. Edebiyatı sevdiğim kadar Felsefe ve Psikolojiyi de baş tacı ederim. Aristo'nun devletinde yaşarken Kemal Sayar'ın psikolojik çözümlemelerinde bulurum kendimi. Çok okuyan mı çok gezen mi bilir diye sormam okur-gezer-yazarım. Sık sık yurtdışına eğitimlere giderim. Bana anlatırlarsa unuturum, gösterirlerse hatırlarım, işin içine dahil ederlerse öğrenirim. Hayat denen bu mülakatta bir kitap yazmak için geldim. Kabımdan taşan kelimeleri hizaya dizmek için aldım kalemi elime. Kelam ve muhabbet ile çıktım yola. Yanımda mısralarım bir kağıt bir kalem...

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*