Anasayfa / Köşe Yazıları / Prensin Adı Ne?

Prensin Adı Ne?

Prensin Adı Ne?

Sizinle çok etkilendiğim ve çocukların gerçek potansiyellerinin açığa çıkarılması için yaptığım çalışmalara daha da sıkı sarılma konusunda büyük bir ivme kazandıran bir deneyimimi paylaşmak istiyorum. Hepimizin görünmez iplerle birbirimize bağlı olduğu gerçeğinden hareketle, izleyen herkesin de benzer hislere sahip olacağından kuşkum yok.

Bundan birkaç hafta önce bir arkadaşımın daveti ile KAR Teatral İnteraktif Konferansı’16 ’ÖZDEKİ GÜÇ’’ Galasına gittim. Neyle karşılaşacağım konusunda hiçbir fikrim yoktu. Uzun zamandır “ben kimim?” sorusuna cevap arayan biri olarak ÖZ kelimesine çekildim. O kadar çok kimlik yapmıştık ki; maskelerimizin ardında, doğduğumuz andan itibaren bizimle olan, değişmeyen, bütün düşünce ve duygularımızın şahidi olan, bedenimizdeki her değişimi izleyen, tanık olan ÖZ’ün peşindeydim açıkçası.

Bugüne kadar katıldığım en interaktif teatral konferans/oyun, aslında hayatın gerçeğiydi karşılaştığım.

Kar Konferansı’16 bir tiyatro oyunu değildi. Özdeki Güç temalı bir konferanstı. Yaklaşık bir senelik hazırlık aşamasının ardından, farklı mekânlarda ön sunumunu yapmış olan etkinlik, kendi kahramanlık hikâyesini yazarak, varoluşunu duyurmak isteyen herkes için hazırlanmıştı.

Birbirinden farklı, çılgın, eğlenceli ve sempatik katılımcılar, sunumlarını interaktif ve müzikli bölümleri sayesinde seyircinin kendisine ve hayatına farklı açılardan bakmasını sağlamayı hedeflemişti.

Sesim kim için değerli diye sorgulattıran;

Dünya’nın En Ünlü Ses Hocası LÂL HANIM (Atilla Gündoğdu),

Bir eleştiri dünyayı değiştirebilir mi diye düşündüren;

Dünya’nın En Hatırı Sayılır Sanat Eleştirmeni MR. PURPLE (Bülent Develi) ve

Bir masal kahramanı olup olmadığımızı soran, hocaların hocası ATIFET HANIM (Dilruba Saatçi) bu konferansın katılımcılarıydı.

 

Gösteri öyle içine almıştı ki beni,  sanki “tüm gösteri benim için sahneleniyor” hissi içindeydim:

Lal Hanım ile gerçekleri bağırmadan, kavga etmeden, kendi ses rengimizle, tarzımızla nasıl ifade edebileceğimizi deneyimledik. Bir anda tüm salon ile duygularımı paylaşırken buldum kendimi. İçimize attığımız, dile getiremediklerimizin baskısı ile yaşamlarımızın pimi çekilmiş bomba gibi, kimin elinde patlayacağı belli olmadan sürdüğünü bir kez daha fark ettim.

 

Bay Purple ile ortaokul yıllarıma döndüm. “İyi çocuk ama müziğe kabiliyeti yok” diyen bir müzik öğretmeninin yarattığı öz güven eksikliği nedeniyle yıllarca şarkı söylemeye cesaret edemediğimi hatırladım. Emekli olduktan sonra bir Türk Sanat Müziği Korosuna katılıp bu korkumu yenmiştim ama yıllarca bu yeteneksizliğimi kabul etmiştim. Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmanın, eleştiri ya da övgünün insan yaşamını nasıl etkileyebileceğini, bir çocuğa “ne yapıp, ne yapamayacağını” söylemenin, var olan bir potansiyeli yok etme kadar büyük bir kötülüğe neden olabileceğini ya da gerçek bir yeteneği ortaya çıkarabileceğini de tekrar hatırlattı bize.

 

Atıfet Saygın ise öyle çarpıcı bir şekilde bir masal üzerinden gerçeklerle yüzleşmemizi sağladı ki. Bugüne kadar dinlediğimiz masallardaki beyaz atlı ya da yakışıklı prenslerin adını bilen var mı? Kral babanın serveti, unvanı gölgesinde genç bir adam prens; bu arada babasının da adı yok! Sihirli değnekle görüntüsü değişen, sadece güzelliği ile zengin ve şöhretli bir adamla evlenerek kurtarılmayı bekleyen genç kızlar, hatta kız çocukları olduğunu acı bir şekilde yüzümüze çarptı Atıfet Saygın. Nedense hep erkekler yazmıştı bu masalları ve seçtikleri en güzel kızların, çocuk gelinler olduğu gerçeği soğuk bir duş etkisi yaptı üzerimde.

Masal işte deyip geçebilseydik keşke; Kız çocukların annelerinin de etkisi ile gelin olma ve evliliğin bir mutlu son olma kandırmacasına hazırlandığını bilmeme rağmen, tüm dünya çocukları üzerindeki bu “kendi kaderini başkasının belirlemesine izin verme”  sonucunun bilinçaltı kodlanmasını belki de ilk kez bu kadar çarpıcı olarak fark ettim.

 

Zihin, beden, ruh sağlığı bütünlüğüne sahip, kendi yaşamının sorumluluğunu alan yetişkinler olmanın yolu, çocukluktan itibaren bilinçaltımıza kodlanan, kök inançlarımızı fark etmekten geçiyor. Yaşamımızı yönlendiren temel inançlarımızı sorguladığımızda, gerçeğimizi keşfettiğimizde artık ne biz kurbanızdır ne de kurtarıcıya ihtiyaç duyarız.

Muhtaç olduğumuz Güç Özümüzdedir artık.

 

En kısa sürede sizlerin de izlemesi dileğiyle.

Bizi Özümüzdeki Güç ile buluşturan emeği geçen herkese sevgi ve saygılarımla.

 

Dr. Deniz ÖNER

 

 

Not: Etkinlikleri takip edebileceğiniz ve detaylı bilgi alabileceğiniz facebook sayfalarının linki aşağıdadır.

https://www.facebook.com/karkonferansiofficial/?fref=ts

https://www.facebook.com/events/188623241542216/

 

Hakkında Dr. Deniz Öner

Dr. Deniz Öner
Radyasyon ve kanser biyolojisi konusunda yüksek lisans ve doktora sahibiyim. Araştırmacı ve yönetici olarak çalıştım. Beden-Ruh ve Zihin sağlığı konularında eğitimler alıyor ve gönüllü danışmanlık yapıyorum. Dr. DENİZ ÖNER drdenizoner@gmail.com

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*