Anasayfa / Köşe Yazıları / Eğitimde Neden Sistem Kurulamıyor?

Eğitimde Neden Sistem Kurulamıyor?

Eğitimde Neden Sistem Kurulamıyor?

İlköğretim eğitimimin 7 yıllık bölümünü Bartın’da bir köy okulu olan Sipahiler İlköğretim Okulu’nda okudum. Karadeniz Bölgesi’nin genel özelliği gereği etrafımız dağlarla çevrili idi. İlkokul eğitimi esnasında coğrafya derslerinde gerek tahtaya gerekse deftere denizle aynı doğrultuda  çizdiğimiz sıradağlardan hangilerinin karşımızda gördüğümüz dağlar olduğunu eğitim hayatım boyunca öğrenemedim. Öğretmenlerimiz de bize  karşınızdaki dağlar filanca dağlar diye söylemedi. Ne zaman ki Bartın’daki dağların Küre Dağları Milli Parkı olarak ilan edilmesi söz konusu oldu işte ben o zaman karşımızda uzanan o dağların Küre Dağları olduğunu öğrendim. Kağıt üzerinde defalarca çizdiğimiz Küre Dağlarını meğerse her gün karşımızda görürmüşüz. Bu gün yolda gelirken bir yayınevinin şöyle bir reklamını gördüm “Arşimet de masasında çok çalıştı ancak kaldırma kuvvetini hamamda buldu.” Eğitim sistemimiz ne yazık ki çocuklarımızı hayattan izole edip odalarına kapatıp saatlerce test çözdürmek, ya da yıllanmış küflenmiş bilgileri beyinlerine doldurmalarını istemekten başka bir şey değil. Mark Twain tarafından söylenmiş şöyle bir söz var “Okulun eğitimimi engellemesine asla izin vermedim.”  Eğitim sistemimizin çocuklarımızın eğitimine engel olabileceğini hiç düşündük mü? Teorik ve pratik bilgi arasında bir denge üzerine eğitim sistemimizi inşa edebilmiş değiliz. Teorik ve pratik bilgi arasında doğru bir denge kurulmadığı durumlarda ortaya sürdürülebilir başarı çıkmayacaktır.

Eğitim Sistemimiz Nasıl Yapılandırılmalı?

Eğitim sistemi ile ilgili her eğitim yılı başında ilerici-gerici gibi altı boş tartışmalar manipülasyondan başka bir şey değil. Öncelikle Batı’nın çöplüğünden alınıp getirilen her şeyi ilerici gören zihniyetin neyi savunduğunu dahi bildiğini sanmıyorum. Pozitivizm anlayışının hakim olduğu eğitim sistemimiz, adına bilim denilen dogmalarla çepeçevre sarılmıştır. Halbuki bilimler aksiyomlar üzerine kurulu olup bu aksiyomlar değiştiğinde bilimsel olduğu iddia edilen tüm edinimlerin işlevlerini kaybetmesi sonucu ortaya çıkacaktır. Durumu bir fıkrayla anlatacak olursak “Bilim adamı, laboratuarda, beyaz tezgah başında oturmaktadır. Önünde bir kavanoz, sivri uçlu minik bir makas ve cımbız vardır. Kavanozun içinde bir miktar pire, yan tarafta bir defter, kalem.
Cımbızla kavanozdan bir pire çıkarır, tezgahın üzerine koyar. “Sıçra!” diye haykırır. Pire sıçrar. Adam deftere bir şeyler yazar. Bir pire daha alır, itinayla tutar ve bacaklarını keser. Tezgahın üzerine koyar. “Sıçra!” der. Pirede yok bi hareket! Yine defterine döner ve yazar: “Pirelerin bacakları kesildiğinde kulakları duymaz”. Bilimlerin birtakım varsayımlar ve olgular üzerine kurulu olduğunu ve bunların her an her dönem değişebileceğini düşünmeden adı bilim olan her şeyi kutsal kabul etmenin sonuçları bilimi tamamen reddetmekten çok da farklı değildir. Pozitivizm üzerine kurulu bir eğitim anlayışı da tamamen metafizik üzerine kurulu bir eğitim anlayışı kadar risk taşımaktadır. Batı’nın çöplüğünden aldığımız yöntemler yerine milletimizin kendi öz tecrübeleri ile evrensel yöntemlerin harmanlanarak milli yapımıza uygun bir model geliştirme arayışında olmadığımız takdirde eğitimde sorunlarımızı çözmemiz kolay değil.

Sorunu Doğru Yerde Mi Arıyoruz?

Bir Nasrettin Hoca fıkrası var. Nasrettin Hoca, bir gün yüzüğünü kaybetmiş. Aramış, aramış bulamamış. Canı sıkılmış, sokağa çıkmış.

Orada da sağa sola bakınmaya başlamış.

Yoldan geçen komşusu durup sormuş.

-Ne arıyorsun Hocam.

-Evde yüzüğümü kaybettim de.

-İlahi hoca, öyleyse neden burada arıyorsun?

-Eee! İçerisi pek karanlıkta.

Birçok sorunda olduğu gibi sorunun temel noktalarına eğilmek hem meşakkatli hem de karanlık olduğu için kimse sorunların temel noktalarına ilişmek istememektedir. Bunun yerine daha şekli ve görüntüde(-mış gibi) düzeltmeler ya da değişiklikler kolaya gelmektedir. Eğitim sistemimizde de hukuk, ekonomi, üniversiteler gibi sorunlu alanlarda da zihniyet değişiklikleri, temel reformlar yapılmadıkça sorunların giderilmesi mümkün değil. Elbette ki sonuçlarını uzun yıllar sonra gösterecek temel reformlara yönelmek büyük özveri ve büyük cesaret istiyor. Bunun yanında kolaya gelen günü kurtaran politikaların tercih edilmesi olmaktadır. Belirtmekte fayda var ki kolayın tek avantajı kolay olmasıdır.  Ancak ülkemize ve bize değer katacak, büyütecek olan her şey, sabır ve emek isteyen zor olanlarda gizlidir.

Hakkında Av. Rıdvan Yıldız

Av. Rıdvan Yıldız

11 Şubat 1988 tarihinde Bartın’da doğdum. Bartın Anadolu Öğretmen Lisesi’nde bitirdikten sonra lisans eğitimimi İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde tamamladım. 2012 yılından bu yana İstanbul Barosu’na bağlı olarak avukatlık mesleğini icra etmekteyim. Aynı zamanda Tüketici Sorunları Derneği’nin 1 yıl Genel Başkanlığı’nı yürütmekle hali hazırda Genç Irade Derneği Genel Başkan Yardımcısıyım.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*