Anasayfa / Köşe Yazıları / Değişimi Yönetmek mi Değişim Rüzgarında Sürüklenmek mi?

Değişimi Yönetmek mi Değişim Rüzgarında Sürüklenmek mi?

Değişimi Yönetmek mi Değişim Rüzgarında Sürüklenmek mi?

Dünya’nın yeni fikir ve düşünce sistemleri arayışlarında olduğunu görmemiz gerekiyor. Öncelikle yakın tarihte birçok ideoloji ve fikir tarihin çöplüğüne atılmaktan kurtulamadı. Özellikle sosyal, toplumsal, siyasal ve ekonomik açılardan yetersiz ve değişime kapalı hiçbir fikir ya da sistemin ayakta kalması mümkün değildir. Ayrıca hiçbir şeyin son ve kesin olarak çözülmesi de söz konusu değildir. Yeni sorunlara yeni çözümler, yen sorulara yeni cevaplar bulmak bir zorunluluktur. Bu unutulduğunda gerileme ve çöküş kaçınılmazdır. Örneğin sosyalist/komünist sistemlerin ayakta kalamaması eşitlik anlayışının yoksulluk ve vasatlıkta eşitlik olarak sonuç vermesidir. Neoliberal ve kapitalist sistemler ise azınlığın kazandığı, çoğunluğun kaybettiği bir düzen oluşturduğu için sürdürülebilir değil. Pozitivizm anlayışının da özellikle 20. Yüzyılın başında her sorunu maddiyat ile çözülebileceğini, insanların ekonomik sorunlarının giderilmesi ile sorunların ortadan kalkacağı düşüncesinin bir karşılığının olmadığı görüldü. Yani insanların karnını patlatana kadar doyursanız da bireysel ve toplumsal sorunların ortadan kalkmayacağı görülüyor. Yine insan hakları, hümanizm ile de insana ilişkin pek çok sorun çözülebilmiş değil. Kadın haklarına ilişkin yoğun çalışmaların da kadınlara yönelik sorunları gidermediğini açık şekilde görmekteyiz. Yani dünya yeni arayışlardayken Türkiye’nin bunun dışında kalması söz konusu olamaz. Bu süreçte Türkiye, Dünyadaki değişimi yönetebilecek yeni modeller ortaya koyabilecek adımlar atabilir mi?

Küçük Değişimlerin Getirdiği Büyük Dönüşümler

Çok küçük değişimlerin, bir ülkede ya da Dünyada çok büyük sonuçlarının olabileceği bir çağdayız. Biz bu sonuçların olumlu olması adına stratejiler geliştirmeliyiz. Ancak önce mevcut durumuzun teşhisini yapmalıyız. Bugünün Türkiye’sinde seküler ya da dini birtakım meşruiyetleri belirsiz otoriteler özellikle cetvelle çizdikleri sınırlar içinde gerçek dışı insan modeli geliştirmeye çalışıyorlar. Ancak rasyonel olmayan sınırları ile ne toplum ne bireylerin yönetilmesi ve ikna edilmesi mümkün değil. Hatta gerçeklerden kopuk fikirleri ile topluma, hukuka, siyasete düşüncesiz ve sorumsuz bir şekilde yön verme peşine düşmekteler. Vasat ve yetersiz görüşleri ile ürettikleri çözümler aslında sorundan başka bir şey getirmiyor. Genel kural ve yasaklar ya da özgürlük ile toplumun şekilleneceği ve olumlu sonuçların olacağı gibi çağın dışında fikirlerini pazarlamaktalar. Şunu ifade etmek gerekiyor. Sanayi 4.0 denilen sistem ile seri üretim bile bırakılmaya, müşteriye özel üretim noktasına gidilmekteyken genel kurallar ve yasakların tüm bireyleri kapsayacağını düşünmek günümüz insanından ne kadar kopuk yaşadıklarını göstergesidir. Toplumları ve bireyleri ideolojik kalıplar ile yönetmek imkansız olduğu gibi Türkiye açısından bakacak olursak İslam’ı günümüzde yaşanmaz şekilde kurallaştırmaya çalışanlarında çağı anlamadıkları görülüyor. Sürekli İslam’a dönüş adı altında kendi din anlayışlarını dikte etmeye çalışanların unuttukları nokta ise İslam’a dönüşün değil İslam’a yükselişin toplum tarafından kabul göreceğidir. İslam’a yükseliş ise öncelikle İslam’ın özünü, insana bakışını ve insana verdiği değeri anlamakla mümkündür.

İnsan hakları var peki ya sorumlulukları…

İnsan hak ve özgürlüklerinin karşı terazisine eğer insanın görev ve sorumluluklarını koymadığınızda günümüzde olduğu gibi sorumsuz ve yıkıcı bir özgürlük alanı ortaya çıkması kaçınılmazdır. Bireyciliğin bencilliğe dönüşmesi ile topluma ve Allah’a karşı sorumluluk duygusunun zayıflaması menfaatperest nesiller yetişmesine neden olmaktadır. İnsanın sadece mutlu olmak ve zevk almak için doğduğu ve yaşadığı düşüncesi kabul edilirse insanın ölümsüz olması gerekirdi. İnsanın görevi para ve mal edinmek ile tüketimden ibaret bir yaşam modeli olamaz. İnsanın ölümlü olması aslında yaşama amacının daha ruhani bir nedeninin olduğunun da göstergesidir. Yazının başında ifade ettiğim tarihin çöplüğüne atılan birçok fikir ve ideolojinin bugün karşılığının olmamasının nedeni insanın yaşam amacına uygun olmamasıdır. Bireyin kendi yeteneklerini geliştirebileceği ve başarılı olabileceği bir alan açarken yine bireyin öncelikle toplumun menfaatini gözeteceği bireyin yalnızca maddi değil manevi yönünü de güçlendiren bir modeli gerçekleştirmeye çalışmalıyız. Birey – Toplum, maddiyat – maneviyat, hak-sorumluluk dengesinde bir model için şimdi değilse ne zaman adım atacağız?

Sonra ki yazıda konuya devam edeceğim.

Hakkında Av. Rıdvan Yıldız

Av. Rıdvan Yıldız
11 Şubat 1988 tarihinde Bartın'da doğdum. Bartın Anadolu Öğretmen Lisesi'nde bitirdikten sonra lisans eğitimimi İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nde tamamladım. 2012 yılından bu yana İstanbul Barosu'na bağlı olarak avukatlık mesleğini icra etmekteyim. Aynı zamanda Tüketici Sorunları Derneği'nin 1 yıl Genel Başkanlığı'nı yürütmekle hali hazırda Genç Irade Derneği Genel Başkan Yardımcısıyım.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*