Anasayfa / Yazar Arşivi: Ümit Yıldırım

Yazar Arşivi: Ümit Yıldırım

Ümit Yıldırım
1987 Ankara doğumluyum. İnsan Kaynakları alanında çalışmaktayım. Öz geçmişimle değil, öz geleceğimle ilgiliyim. Edebiyat ve kitap aşığıyım. "Kendi gerçeğimizi kendi kelimelerimizle anlayıp anlatmak, her namuslu yazarın vicdan borcudur" diyen Cemil Meriç'in izindeyim. Mevlana değilim ama bir Şems arar dururum. Kalem ile kelamı bir tutup insan-ı kåmil olma yolunda bir zerreyim. Türkiye Yazarlar Birliği Yazar Okulu mezunuyum. Edebiyatı sevdiğim kadar Felsefe ve Psikolojiyi de baş tacı ederim. Aristo'nun devletinde yaşarken Kemal Sayar'ın psikolojik çözümlemelerinde bulurum kendimi. Çok okuyan mı çok gezen mi bilir diye sormam okur-gezer-yazarım. Sık sık yurtdışına eğitimlere giderim. Bana anlatırlarsa unuturum, gösterirlerse hatırlarım, işin içine dahil ederlerse öğrenirim. Hayat denen bu mülakatta bir kitap yazmak için geldim. Kabımdan taşan kelimeleri hizaya dizmek için aldım kalemi elime. Kelam ve muhabbet ile çıktım yola. Yanımda mısralarım bir kağıt bir kalem...

İNSANIN TEKNOLOJİDE Kİ ANLAM ARAYIŞI

İnsanoğlu kendisini çok uzun bir süredir yetenekleriyle, maharetiyle, mesleğiyle ve becerisiyle tanımlayan bir varlıktı. Bizi bekleyen bu yeni gelecekte bütün bunların anlamsız hale gelebileceği bir süreçten geçiyoruz. Teknoloji çağında sanayi 4.0 ile yeniden sınırların belirlendiği dünya düzeninde kartlar yeniden dağıtılmaya başlandı. Yani bir el becerisinin marangozlukta ihtiyaç haline gelmediği ameliyatları cerrahların yapmadığı, dişleri diş hekimlerinin doldurmadığı, tesisat borularını tesisatçının yenilemediği, personel seçimini İK’ nın yapmadığı olası bir dünyada insanın anlam arayışı nereye varacak? Gelin birazda bunu inceleyelim.   Teknoloji insan için yaratılan en insani ve dünyevi şey. Teknoloji İnsanın önceliklerinin farklılaştığı sadece ...

Devamını Oku »

AMERİKA DA NELER OLUYOR ?

Tüm dünya düzeninin alt üst olduğu şu günlerde özgürlükler ülkesi Amerika fazlasıyla karışmış durumda. Koronavirüs nedeniyle 100.000 üzerinde ölümün olmasını daha atlatılamamışken siyahi bir Amerikalı olan George Floyd’un markette sahte 20 dolar vermesinin anlaşılması üzerine 4 polis tarafından sokak ortasında başı ezilerek öldürülmesi sonucu yeniden patlak verdi. George Floyd’un ölümü üzerine polislere bir ceza verilmeyerek sadece görevden uzaklaştırılmasına halk dayanamayarak protestolara başladı. Olayların yaşandığı Minneapolis şehrinde isyan başlatan göstericiler polis merkezinin ateşe vermesiyle doruk noktaya ulaştı ve eylemler tüm Amerika’ya yayıldı. Bu Amerika da 1992 ...

Devamını Oku »

NEREDESİN SEN

Tatlı dilliydi. Yüzü hep gülerdi. Sazı notalarla değilde kendi tabiriyle  gönüylee çalardı. O sazın yüreği dağlayan nağmeleri gözlerden yaşlar döktürürdü gibi eğlendirip neşelenirlerdi de. Çünkü Neşet ERTAŞ öyle bir insandı. Ne demişti insanlığa? “Kadınlar insandır biz insanoğlu…” O yüzden UNESCO dünya da yaşayan değerler listesine büyük ustayı da eklemişti. Biz üç dakika Neşet Ertaş’ın şarkıya girmesini bekleyen adamlardık. Ondan öğrendik beklemenin kıymetini. Sinemizde saklardık kimselerin bilmediği gizli yaralarımızı. Boynu bükük bir gariptik, yüzümüz gülmezdi. Gönlümüz hep sevgiliyi arardı. “Neredesin sen?” diye sorandı… Cahildik. Dünyanın rengine ...

Devamını Oku »

Çanakkale Geçilmez!

Çok güneşler battı bu topraklarda. Anadan, babadan, evlattan, yardan geçtiler ama vatandan vazgeçmediler. Hergün yeniden güneş doğsun diye döktüler 13-14 yaşında ki çocuklar  kanlarını bu toprağa. Ne yazsak, ne söylesek anlatamayız Çanakkale’yi. Bir Vatan kalbinin attığı yerdir Çanakkale. Çanakkale ölmeden mezara konulanların, üzerine dakikada 1500 kg mermi yağanların, 215 kg top mermiyi sırtlayan Koca Seyit’in, Çanakkale mevki komutanı Cevat Paşa’nın taktik dehasının, Karanlık Limanına 26 kutsal mayını döken Nusret mayın gemisinin, Çanakkale, düğüne gider gibi ölüme giden “önce vatan” diyenlerin, Çanakkale “cephaneniz yoksa süngünüz var” ...

Devamını Oku »

SATILMIŞ GÜL

Binlerce gül satıldı kokusu olmayan. Milyonlarca aşık vardı sevgi alameti olmayan ve birbirlerini sevmeyen. Ruhları ruhlarına dokunmasa da el ele göz gözeydiler. Bakmayın dudaklarının “seni seviyorum” diyerek kıpırdadığına. Sevdiğinden değil, söyleyecek başka söz bulamadığındandı sözleri. Gözüyle seveni gönlüyle sevenden ayıramıyordu sevgili. Belki de şairin dediği gibi; “Herkesin seviyormuş gibi yaptığı, ancak sevginin ne olduğunu pek az kimsenin bildiği bir zamanda yaşıyoruz”… Birde yandıklarından söz ediyorlardı yanmanın ne olduğunu bilmeden. Yandıklarının alameti olarak şarkıları şahit tutuyorlardı. “Senin için ölürüm” demelerinin sebebi sevgiyi yaşatamadıklarındandı.  Yağmuru seviyorlardı yıldırımı ...

Devamını Oku »